Sebebiyat Mobil Sohbet

Paramparça Aşklar ve Yalnızlar

Çok sıradan bir şey değil bu Paramparça Aşklar ve Yalnızlar konusu. Reel bir yaşantıdan geriye kalanların yıkıntıları demek daha doğru olurdu. İki insan ve bir hayat, belki çoklu bir yaşama tarzı. Soluklanacak kadar değilse de, yinede yaşanılası bir heyecan. Bir tutku, bir hasretin tutkusu bu. Rimelleri akan bir göz gibi, kapkara olmuş yanakların rengi kalplere de vurur mu bilinmez ama aşk belki de bundan bir ders almıştı. Ve ”bir daha yaşamam ben bunu” dercesine kifayetsiz kalıyor artık satırlar.

Yanlış bir hayattı belki ama yaşanılacak şeylerin bu kadar sık olması da bize ibretlik aşkı göstermekte. Kimine göre basit, kimine göre efsane, kimine göre de sıradan değil ama çok da fırtınalı olmayan bir duyguydu bunun adı. Paramparça olmuş aşklardan geriye ne kalırdı ki? Yaşamak belki bir oyundu, belki de bir tiyatronun son perdesi olan ölümü anlatıyordu bizlere. Yine de yaşanacak şeyleri yaşamak lazım değil mi sizce de? İşte bu konu ve bu yazının temeli bununla alakalı. Yaşanmış aşkların bittiği an, insanda yarattığı o paradigma ve paradox. Bu bilinmeyen denklemde yerinizi almaya hazır mısınız? Gelin öyleyse, size bir aşk hikayesini anlatayım. Ya da sonucunu siz belirleyin. Parçalanmış bir aşktan geriye kalanı siz anlayın artık. Veya siz yalanlayın beni…

delikanlı chat

Paramparça Aşklar ve Yalnızlar

Bir adam : Yalnız ve durgun ve sessiz ve sakin..

Bir kadın : Aslında kalabalık ama kimsesiz ve umutlu ve güzel bir kadın, alabildiğince güzel hem de..

Bütün hikaye burada başlıyor işte. Bu kimsesizlerin, ilk tanışmasıyla başlayan kalabalık aşkları..

ADAM : ”Sana çok şey demek isterdim, içimden gelenleri desem inanamazsın. Gel ben susayım, sana olsun suskunluğum, sanadır serzenişlerim, sende kalmışlığımla yaşlanayım, hayatta bulamadıklarımı bulmaya geldim sana, gel bendeki demirden dağları eritsin varlığın..” diyerek bu aşkı başlatan adamın içi kıpır kıpır.

KADIN : ”Senden önce hiç yaşamadım ki, hiç yaşlanmam artık. Ya da seninle yaşlanırım bundan sonra, saçlarının akına kurban olduğum adam. Gel de, eritsin bendeki çelikten dağları o güzel yüreğinin ateşi. Biz bu yolda ölürsek de yaşarız, yaşarsak da ölürüz. Sonunu düşünerek kahraman da olunmaz ki, değil mi? Bu bir masal ise, kahramanım sen ol bari.” diyen kadının da her tarafı heyecandan kaskatı kesilmiştir adeta.

Yıllarca sürecek bu aşkı yaşamak elbette ki çok güzel duygular katar insana. Başka hisseder adeta kendini. Eskimeyen bir aşk, eskiyemeyen..

Hatta eskidikçe de değerlenen, değerini korudukça efsaneleşen. Bir tutku değildi bu asla. Ya da yalnız iki  insanın paylaştığı bir şey değildi asla. Bir kara sevda gibi, bir masal, bir destansı birliktelik, ya da adını ne koyarsanız koyun. Bu bir aşkın belki de yeryüzündeki son versiyonlarından en anlamlısı olmaya aday idi.

kaliteli sohbet sitesi

 Bir Parça Mutluluk, Bölünür Bin Parçaya

ADAM : ”Hangi aşkın adında var ki ismin. Sevdiklerimle hiç yakalayamadığım mutluluğu beni sevenle,seninle yakalamaya karar verdim. Yine de sevemedim. Çünkü çok deli sevmiştim seni.”

ADAM KADINI KENDİNE ANLATIYOR :

”Her gün o aşkın, o sevginin altında ezilerek Tanrı’ma dua ettim; “Tanrım! Beni böyle güzel seven birini ben de seveyim. Benim de şu gönlümde, ruhumda aşk ve sevgi olsun ona karşı.” Yine sevemedim. Ama kendimi bıraktım, suya bırakır gibi. Aslında daha başında görmüştüm sonumuzu. Bana bakış açısını… Bazı şeyler benimle değişti sandım sonra.

Sonra….

Güvendim! İnandım! Sonra kimyamız buluştu, ne olduysa da zaten ondan sonra oldu.

Kendi isteğiyle, kendi iradesiyle bir birliktelik yaşama fikrinden vazgeçerek “görücü usulü evlenmiş farz edip kendimi seninle mutlu olucam!” dedim. Sabaha kadar içimi döktüm. Her zaman baskın aşkıyla üstüme gelen can o gece köşeye sinip ağzı kulaklarında beni dinleyip mutlu oldu sabaha kadar. Yapay yollarla salgılanan seretonin sayesinde düşen çenemle ve ağzımdan çıkanlarla o gece ben onu mutlu ettim. ..ve… Bir daha asla gel-git yaşamadım. Bağlandım, emin oldum, güvendim, inandım, mutlu oldum, coştum, en önemlisi huzur buldum.”

Kaliteli sohbet

KADIN ADAMI ANLATIYOR :

”Bak adam, adam gibi gözlerine değerken gözlerim, seninleydim. Gözlerinin gözlerime değdiği o ilk anda çatırdattın yüreğimin aynasını. Yüreğimin sevmekle görevlendirilmiş en hassas noktasına dokundun seni gördüğüm gün. Ruhuma beni seveceksin diye emir veren kıdemli asker gibiydi güzel gözlerin. Kirpiklerinin her bir teli, beni göz hapsine aldığında nöbet tuttular kaçmamam için. Oysa yeryüzünün en mutlu esiriydi o an gözlerinin esiri olan gözlerim. İşte o günden beri sen ve ben yokuz, biz varız, deli dolu sevgimiz, unutulması güç anılarımız var. Şimdi senin sesinden defalarca dinlediğim şiirin dizeleri çınlıyor kulaklarımda.”

”Sevgileri yarınlara bırakmadık? Biz bırakmadık, bitmeyen işler yüzünden yanlış tanımadık birbirimizi. Doğan her yeni gün bizim için el değmemiş yepyeni bir tuval oldu. Her defasında farklı bir şekilde birbirine karıştırdık ruhumuzun renklerini. Bir fırça darbesi senden, sonraki benden. Bendeki kırmızı sende ki beyazla, ikimizin pembesiyle hatta bize ait olmayan siyahla harmanlandı çok zaman. Ne çıktıysa ortaya ikimizin eseriydi. Mutluluk, hüzün, tutku, özlem, sevgi, aşk tabloları çizdik beraber.”

ADAM : ”Düşünüyorum da ; ne çok şey yaşadık seninle ve ne çok güzel şeyi sığdırabilmeyi başardık geçen zamana. Şimdi sana ait ne varsa aşkı çağrıştırıyor bende. Senin kokun beraberinde aşkı getiriyor uzaklardan. Her sözünde bir aşk hikayesi saklı haberin yok. Gözlerin! Gözlerin ölümsüz aşk şarkılarına ilham verecek güzellikte. Bundan olmalı ki; uzun zaman aralıklarında düşünüyorum seni. Bir şeylerin ertelenmiş halisin sen. Tüm sıkıntılarıma mola verdiren dakikalarda saklı senin hayalin. Ne zaman aklıma gelsen aydınlanıyor karanlıklarım. Umutsuzluklarımı, korkularımı, mutsuzluklarımı göz ardı edip, seni düşünüyorum büyük bir haz duyarak.”

”Henüz kendime dahi izah edemediğim bir duygu bu. Adını koymayı başaramadığım, daha önce yaşanmamış türden duyguların başkahramanı oldun sen. O, zırhlara bürünmüş, kabuğunun çatlamasından korkan adamı yok etti geçen zaman. Zırhlarını eritti aşkın ateşi, şimdi kırılan kabuğun altında yatan seni yaşıyorum günbegün. Nasıl sıcaksın, nasıl sevgi dolu, ne kadar şefkatli ve ne çok sevilmeye değer. İşte bu yüzden beni sana getiren adımlar birbirleriyle yarışıyor çoğu zaman.”

”Sırt çantama ikimize de yetecek kadar umut, mutluluk ve tebessümü sığdırarak geliyorum yanına. Ve sen yalnızlığımın üstünü örten sıcacık bir sevgi oluveriyorsun içimde. Bana dost oluyorsun, bana yoldaş, bana sırdaş oluyorsun, bana yar, bana yar oluyorsun daha ilk günden beri.”

”Şimdi sen yanı başımda şarkılar söylüyorsun, gitarının telleri ağlıyor, ve ben yazıyorum. Sana ve seni yazıyorum bu gece, dinle sevgilim dinle?”

mobil sohbet

KADIN : ”Bastırılmış duyguların, eğitilmemiş ruhların, sindirilmiş yüreklerin harcı değildir aşk.
Sınırları önceden belirlenmiş sevdalara örnek olalım diye zorladım sınırları. Tel örgüleri aştı, mayınlarla çarpıştı yüreğim seni sınırsız sevebilmek için. Sende kendimi buldum ben. Bendeki seni sevdim delice. Şimdi ikiniz beraber büyüyorsunuz, bir sen birde sevda.”

”Bak; her şeyden geçtim, cevabını bilmediğim sorulara yanıt aramıyorum artık. Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle. Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken. Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir? ? Seni Seviyorum?”

”Senin adınla başladım sevmeye…Güzel yüzlüm, Neşe kaynağım biliyor musun ben bugüne yine senin adınla başladım.Her günüm seninle dolup taşıyor. Mutlu olmam için Adını – İSMİNİ anmam yeterli. İyi ki varsın diyebildiğim tek insansın sanki.. İyi ki varsın.”

paramparça aşklar

ADAM :

”Fark edemediğim, eksik bir parça mıydın? Yap-bozumda, gelip ansızın kendi boşluğunu kapatan. Bakışlarındaki aşkı görünce anlıyorum, kapımı çalanın gece olduğunu… Hayatın kıyısına oturup, yüreğimize çarpan dalgaların sesini dinliyoruz… Yıldızlara basıp, yokluğa uzanıyoruz. Geçmiş ve gelecek bütün aşkları toplayıp birer birer, önce bir\’e yüklüyor, sonra bölüp tüm varlığa dağıtıyoruz…”

”Nesin sen kadın, nesin Allah aşkına? Tanımadığımız dokunuşlarda tanıdık izler arıyoruz… Bölmüyor. Acıtmıyor… Kanatmıyor bizi hiç bir şey… Bir çocuk oluyor avuçlarımda gece… Bulut gibi… Dokunsam yağacak… Üflesem dağılacak… Su gibi… Parmaklarımı aralasam akıp gidecek… Tutmaya da bırakmaya da kıyamadığım oluyor…”

”Nesin sen kadın, kadınım, canım.? Bilmediğine nasıl ulaşır insan? Nasıl tanır? Nereden bilir onu? Kayıp bir şehir oluyoruz…suskun… Tüm bilinenler, bilinmeyene çarpıp bölünüyor… Bir meltem esip geçiyor. Yıldızlar düşüyor gecenin bölünen yerinden… Gece soluyor… Yıldızlar sönüyor…”

”Nesin sen kadın, bir ilah mı? Bıçak mıydın geceyi bölen? Yağmur muydun ıslatan? Rüzgar mıydın geceyi sabaha savuran? Anlatamıyorum… Susuyorum yine, avaz avaz susuyorum sana. Sevdikçe susanlardan, susayanlardanım..! Soluyor gece… Avuçlarımdaki çocuk dağılıyor… Avuçlarımdaki çocuk akıyor parmaklarımın arasından…Tutamadığım oluyor gece… Tutamadığım oluyor çocuk… Ve gecenin gözlerinde nem… Bir hiç gibi gidiyor…”

”Ah BE KADIN, ah be dilber yüzlü toprak kokan kadın.! Gelenler gider, boşluklar biriktiririz itinayla.  Suretler takas edilir gölgelerle… Gecenin gölgesi olur mu kadın? Ay dolunay da olsa… Her parça kendini bütünler yalnızca… Ay, güneşin kapasitesini belirler mi Kadın? Aslın yüzüdür her surette aradığımız…Oysa… Bakiyesi hüzündür aşkın be kadınım…!”

ve yalnızlar

KADIN : ”Akıllı olan aşık olur mu? Aklı olan “tutku” yaşar mı? Akıl tutkunun rakibidir. Aşkın büyüsü akılsız olmasındadır. En içeriden güdüler belirler aşkı. En derinden vurur, aşk. Yüzeydeki akılın çırpınışları dibe batışı durduramaz. Çıkmak isterken insan akıldan yardım ister, akıl da esirgemez el uzatır. Ama nafile! Tutkunun sanal çekimi aklı yaya bırakır, “otomobil uçar gider” ”

”Tanrı sanal mıdır?. Aşık olunan da tanrısal yüceliği farkında olmadan üstünde taşır. Aşkın nesnesi yoktur. Tanrı içimizdedir. Onu yaratan kişidir. Yok eden de! Ne kadar sıkıcı değil mi aşkı böyle görmek. Aşkı görmek değil, yaşamak gerek. Zaten göremez, yaşarsın!”

”İhanet duygusunu yaşamamak mı marifet . Vurup kaçmak, gösterip vermemek. Kendini gösterip, aşkını vermemek. Yan çizmek, bade süzmek! Tercümesi korkmaktır. Cesaretsizliktir. Oyunu oynarken iyi, ama sıra ebe olmaya gelince mızıtmak. Tercümesi “kendinden korkmak”. Kendinden korktuğunu bilmek de marifet. Aklın varsa, bu marifeti örter. Akıl, aşkın rakibidir. Tutku, aşkın kardeşi.”

”Tutku nasıl biter ? Bitmez sen bitirirsin. Sen nasıl başlatırsan, yine “güç sendedir”, sen bitirirsin. Peki ya karşındakinin tutkusu biterse? İşte o zaman “güçsüzlük sana armağan olsun”.

“Duyguların isimsiz kalması cesaret ve isteği artırır” mı ? Yanıt basit ve güzel. Zaten cesaret ve istek “duyguların isimsiz kalması” ile çığlık çığlığa dünyaya gelir. Cesaret ve istek sevimli olur. Zaten her şeyin küçüğü “sevimli” gelir insana. Büyüdükçe korkutmaya başlar. “İsimli duygular”, aklın ürünüdür. Akıl cesaretin katili, isteğin celladıdır. Aşkın rakibi akıl, gizlice ağlarını örer. Kardeşi tutkuyu rehin alır. Aşk, tutkusuz var olamayacağını bilir. Aşk intihar eder, akıl tutkuyu öldürür. Mutsuz son! Zaten “mutlu aşk yoktur” değil mi?.”

”En yakınlarına, en sevdiklerine, en güvendiklerine, en inandıklarına anlatamadıklarını anlatırsın aşkına . Aslında en yakınına, en güvendiğine (bazen de en güvenmediğine),  en inandığına anlatıyorsundur. Anlattığını aşkın sanırsın. Aslında kendine anlatırsın. Kendine itiraf edersin. Kendini yaşarsın. Var olursun. Var olduğunu hissedersin. Aşkın nesnesi yoktur! Paramparça aşklar ve yalnızlar vardır.”

”Kimileri için bu yazı aşkı, yerin dibine batırmak gibi gelebilir. Bu yazının amacı aşkın itibarını iade etmektir. Sanalitesini, teslimiyet duygusu ile ona hediye vermektir. Onu olduğu gibi kabullenmektir, anlamaktır. Onu affetmek, onu yüceltmektir. Tüyleri diken, diken olmaktır.  Titreyip kendine dönmektir. Kendini sıçratmaktır. Ve hatta..”.

”Aşk iyilikleri unutturur . İyilik, sevginin kardeşidir. Aşk kimi zaman kötülükle arkadaşlık eder, kimi zaman “kendi yarattığı” iyilikle. Kardeşi tutkudur. Tutkudan vazgeçmez. Tutku, kimi zaman iyilikle anlaşamaz. Onun canını acıtır. Çimcikler.  Doğrusunu söylemek gerekirse, pek geçinemezler. Kötülükle iyiliğe aynı uzaklıktadır, tutku. Mıknatısın kutuplarına benzer dengedir tutkuyu ayakta tutan. Tutku, biraz bencildir. Hadi canım! Tamamen bencildir. Tutkunuz kaybolmasın. Yok edersiniz! Aşık olduğunuzun tutkusu kaybolmasın. Yok olursunuz!”

”Kaybetmek üzere olduğunu hissetmek… . Telaşın, aceleciliğin, doğallığın, sakarlığın, stratejisizliğin son haddi . Bir gemi kalkar bu limandan ve bakakalırsın giden geminin ardından. Kendini denize atarsın… Boğulmak için. Çırpınışların bataklığın tanımını baştan yaratır. Debelenmek yerine , dimdik durmanın seni batırmayacağını, hatta onun (aşkının) ellerinin acımayla da olsa sana uzanacağını bilirsin. Debelenmeyi, batmayı, onu içine almayı tercih edersin. Sen yok olursun. Zaten “o” yoktur. Var olan sensindir.  Onu da sen yaratırsın ve kendinle beraber onu sen yok edersin.”

sohbet sitesi

”Bir kadının, ya da bir erkeğin açtığı yarayı hemen iyileştirebilecek bir kadın ya da erkeğin imkansızlığını benliğiniz fısıldar . Yarayı yaratan bir kadın ya da erkek değildir. Kişinin kendinden kopan bir parçadır. Ona ait olduğu için, yine o yaratmadan kapanmaz yara. Pansumanlar, gazlı bezler, dikişler beyhude çaba! Unutulan aklın acilen yardıma çağrılması, siren sesleri… Sadece kanamayı artırır. Yalvaran bakışlar ve aklın “ben sana demedim mi” ukalalığı!”

”Bile, bile lades! Limanda çok durduk, hadi gidelim usta . Vallahi ne olmuştu geçen sefer, hatırlayamadım. Fırtınalı denizde gemi batmış mıydı? O bir hataydı.  Bu sefer güneş var. Gökyüzü masmavi. Günah kuşlarının kanat çırpışı, göz kırpma gibi. Benimle bir flört bu. Önceki açık denize açılışım, deneyimsizlikti. Göremedim. Şimdi her şeyi görüyorum. Ufku, balıkları, mercanları, amipleri, DNA’ları… Tek tek hepsini görüyorum. Yaşamı çözdüm, mutluluğun resmini çizdim, haberin yok. Anlasana, ihtiyacım var! Sana be adam sana, çok yoksun bu aralar. Gittin mi sevdiğinden yoksa uzaklara, bir gemi de seni alıp kaçtı galiba ha, ne dersin? Paramparça aşklar ve yalnızlar bir film gibi değil mi?”

Öykü bildik, kitap bildik. Kimi zaman ezilen, bir süre ses çıkarmayan ama müthiş silahşör olduğunu bildiğimiz kovboyun, sonu aşikar filmini seyreder gibi okursunuz romanı. Yeni yoktur. Tarih, kendi yaşantılarımızın tekrarından ibarettir. Tarihi okumak, bildiğimizi yeniden yaşamak olduğu için korkutmaz, tehdit etmez, keyif verir. Tarihten ders alan tek kişi vardır. O da “akıl”dır.

Bu yazı çok daha bilimsel bir dille yazılabilirdi. Jargonla yoğrulup, üstüne az entellektüalizasyon eklenebilirdi. Miktarı kafi gizem katılırdı. Belki de öyle yazıldı, anlatıldı. Kim bilir?

Bu yazı, yaşanan bir aşktan esinlenerek yazılmış bir parça iletimdir. ADAM VE KADIN.. Sonu yalnızlık işte, neresinden bakarsanız bakın.

SubaT : 16 Ekim 2019

KALİTELİ SOHBET SİTESİ SEBEBİYAT.NET

Paramparça Aşklar ve Yalnızlar

 

paramparça

 

 

 

 

Yorumlar (5 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


Mobil Ağa Katılın

Sizde ücretsiz olarak SebebiyaT Mobil Sohbet odalarına giriş yapabilir keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Play Store Üzerinden App Store Üzerinden