Sebebiyat Mobil Sohbet Siteleri

Volta Bahçesi

Volta bahçesi adeta gökyüzünden başka bir şey göstermeyen bir daracık oda. Orada da sadece kargalar ve uzaktan uçan uçaklar vardı. El sallardım bazen sanki içinde o varmış gibi. Duvarlara resmini çizdim, belli belirsiz. O resimlere bakarak iç çekerdim. Kahramanıydım çünkü onun. Bizi biz yapan bu ilişkinin neresinden bir parça da olsa nasiplenip de huzur bulmuştuk bilmiyorum ama hep istemiştik birbirimizi. Bazen ikimiz de yorulsak da, ufak tefek molalar vererek özlüyorduk tekrar.

Bu hücre, bu kapı ne zaman açılır da ona koşarım bilmiyordum. Adeta kaderimin yazdığı çizgiyi kabullenip, sabır çekiyordum aylarca. Kaleme öyle sarılıyordum ki, oturup saatlerce yazıp yazıp geri siliyordum. Ona isyan etmek bile işime gelmiyor ve hep ondan bir haber gelecek diye ayları haftalara, haftaları günlere bağlayıp bekliyordum. Günleri de, geçmeyen saatlere ve kahrolası dakikalara bağlıyordum. Her saniyem durur gibi hiç ileri gitmezdi nedense.

Volta Bahçesi Cehennem

Gardiyan gelirdi bazen, sayım veya başka şeyler için. Durur durur konuşurdum. ‘Aç kapıyı da gidelim.‘ derdim alaycı bir tavırla. Güler geçerdi. ‘ Hadi açtım diyelim, bak ayaklarında terlik var. Nasıl gideceksin ki? ‘ derdi. ‘ Sen aç ben yalın ayak bile giderim. ‘ derdim. Öyle aç ve susuzum ki özgürlüğe, anlatacak kelime bulamazdım bazen. Kusursuz dünyamın bana verdiği bir sürü ders vardı hayatta. Bu da en büyük ve anlamlı ders olacaktı belki de. Sevdiğinden bir haber bile alamadan, hapishanede gün saymak. Çıkınca ne olacaktı ki, sanki bu ayrılığın hesabını mı verecekti sana. ‘ Bırakıp gitmeseydin ‘ diyecekti elbette.

Buralar yanar adeta, bir yangın çıkarsam ‘ diyordum. Ne gerek vardı ki yangına, zaten yürekteki yangın içten içe yakmıyor muydu beni. Bir gün kapı açıldı ve postacı bir mektup getirdi. İsimsiz bir mektuptu, zarfı açtım hemen. Uzaklardan gelmiyordu ama gene de uzak sayılırdı geldiği yer. Bir zamanlar bir ortamda tanıştığım ve bende derin izler bırakan bir kadından geliyordu. Başıma gelenleri duymuş ve bana destek olmak amacıyla bir kaç satırdan da fazlasını karalamıştı. Memnun olmuş ve yaşadıklarımızı düşünerek saygı duymuştum. Beni düşünen biri de varmış demek ki dedim. İç çektim ve gözlerim kısıldı, kalkıp bir bardak su içtim. Boğazım düğümlenmişti adeta. Belki hak ettiği değeri verememiştim ona ama beni düşünüp bu mektubu yollayacak kadar cesaretli olması çok manidar gelmişti bana.

volta

Buralar Yanar

Belki de insanlara hak ettiklerini vermekte adil olmamıştım. Bu bendeki adalet, beni bile germeye başlayacaktı bundan sonra. Bir yanda beni 3 yıl arayıp sormayacak bir ölümsüz sevdam dediğim insan, diğer yanda beni sevmiyor dediğim ya da sevgisine şüphe ve ön yargı ile yaklaştığım bir kadın, asla sevemeyeceğim bir insan. Hangisi doğru davranıyor diye düşünmeye ne gerek vardı ki. Her şey öylesine apaçık ortadaydı ki. Afaki yazılmış bir mektup ve hiç yazılmamış satırlar. Kimin ne olduğunu kapalı kapılar çok açık bir şekilde anlatabiliyordu. Duvarların dili yok derler burada. Aslında var ve o kadar açık ki her şey, unutulmaz ve açıklanabilir her gerçeği burada öğrenebiliyordum. Dışarıdayken etrafımı saran yalanlardan dolayı, kararmıştı gözlerim belki de. Ya da ben yetersizdim bu konuda. Burada her şey anlamlı, her şey anlamını daha da çoğaltıyor. Sabretmeyi öğreniyorsun mesela, küçük umutları büyütmeyi, ya da büyütmemeyi… Volta bahçesi işte burası..

Kalkıyorsun sabahları, zaten uyumadığın uykusuz gecelerin biri daha biterken.. Kimseye bakmadan yapamıyorsun. Her surat asık, her yüz soluk, her beden ölü gibi adeta. Birisi daha kalan 20 yılını sayarken, diğeri parasızlık içinde ne yapacağını düşünür, birisi koğuşunu beğenmeyip dilekçe yazarken, diğeri çamaşırlarını yıkamak için banyonun önünde 10 litre sıcak su için kuyruk bekler. Herkes bir çaba içinde ama tek beklenen şey kapının açılması ve gidebilecek müjdeli haberi alabilmek. Mahpusun umudu bir mektup ve bir kaç kuruş para. Bende hepsi vardı ama ne yoktu? Bende umut yoktu, o kadar aşağılanmış hissediyorken gelmişti bu mektup. İçime yeni umut tohumları ekmeye gelen bu satırlar, beni yeniden bağlayacaktı bu hayata. Mutlu olamasam da biraz umutlanmak hakkımdı diye düşünüyordum. Volta bahçesi, yalnızlığın mahzeni adeta..

Aynı Hayal

İkimizin hayali de aynıysa ortak bir yerde buluşmanın zamanı gelmiş demektir. Mesela sen ve ben aynı hayatta? Bunları derken aynı hayatın uzak uzak yerlerde olabileceğini tahmin edememiştim. Ya da aynı hayatı, farklı şeylerle yaşayabilmeyi. Bir insanı severken, gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin. Sevmek için illa ki yüzünü görmek şart değil; Yüreğinde duruşunu seversin. Yağmur başladı…Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın… Gördüğünü herkes sever, sen onda görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; Tene değil, kalbe dokunacaksın. Ben her şeyine dokunmuştum, onda eksik ne vardı ki benimle alakalı?

Sen benim görmek için, bakmaya gerek bile duymadığım ezberimsin.. İşte böyle diyerek mi avunsaydım bilmiyordum. Kara kara düşünceler beynimi kemiriyordu. Takvimin en güzel yaprağıydı onu gördüğüm gün. Şimdi her yaprak yüreğime saplanıyor kopunca. Sanki içimde onu büyütemeden öldürüyordum.
“Merhaba sevdiğim; ben o sevmediğin. Bugünde mi geçmedim aklının kıyılarından?” demek geliyor içimden her sabah uyanışımda, kör uykumdan.. Ya çok yanlış zamanda karşılaştık ya da hiç karşılaşmaması gereken iki insandık. Biz neydik bilmiyorum. Sevgili desem değil aşık desem değil bildiğin rastlantıydık işte, ondan öteye gidemedik.… Volta bahçesi sanki mezarım..
Umudumu da, seni de bitiriyorum burada.. Allah’a emanet olasın..

SubaT : 02 Aralık 2019

Yorumlar (4 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


Mobil Ağa Katılın

Sizde ücretsiz olarak SebebiyaT Mobil Sohbet odalarına giriş yapabilir keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Play Store Üzerinden App Store Üzerinden